Incendies

Incendies ★★★★★

Incendies, sinemanın hayatla sert bir şekilde yüzleştiği, izleyeni tek vuruşta nakavt eden bir film.

İki farklı sekansta ilerleyen film, Lübnan İç Savaşı’nın ortasında kalan bir kadın ile çocuklarının, annelerinin son isteğini yerine getirmek üzere giriştikleri karmaşık ve acı dolu bir hikayeyi anlatıyor. Aslında filmde Lübnan ismi hiç geçmiyor. (Kurgusal isimler kullanılıyor. Örn; Daresh) Sanırım bu konunun evrensel olmasıyla alakalıydı. Bu da gerçekten fazlasıyla anlamlı bir profil oluşturmuştu.

Film, Radiohead şarkısı eşliğinde bana göre mükemmel bir başlangıç yapıyor. Dikkatli bir şekilde izlediğiniz takdirde ayrıntıların filmin geneli için ne manalara geldiğini anlayabilirsiniz. Dediğim gibi Incendies iki farklı zaman sekansında ilerleyen bir yapım olduğu için kurgu, film için zaten en önemli olayken böyle bir durumda hatasız bir şekilde ilerlemesi en büyük artısı olmuş. Zira film bu sayede hem kolay anlaşılacak bir seviyeye gelmiş hem de son sahnelerde yarattığı duygu yoğunluğunu daha da derinden hissetmemize olanak sağlamış.

Denis Villeneuve, filmde sosyolojik açıdan mükemmel noktalara değiniyor. Faşizmin ileri boyutunu, kültürün aile bireylerini nasıl birbirinden kopardığını, dinsel çatışmaların sadece fikirde değil bedende veya nesnelerde kendini gösterdiği, insanın nasıl savaşa sürüklendiği ve savaşın insanı ideolojik açıdan geri dönülemez bir şekilde nasıl değiştirdiğini mükemmel bir gerçekçilikle gözler önüne seriyor. Tabii bunu yaparken gerçeği sadece olduğu gibi göstermiyor. Adeta gerçeğe nüfuz ederek her şeyi gün yüzüne çıkarıyor ve harika bir şekilde onu süslüyor. Bunu bazen etkileyici diyaloglarla bazen de sadece unutulmayacak bir mimik ile akla kazıyor.

Yapım, baş kısımlarında bir sahnede Collatz Teoremi’nden bahsediyor. Bence filmin kilit noktalarından biridir. Tabii teoremi bilenler için. Collatz Teoremi der ki: “Sıfırdan büyük herhangi bir doğal sayının 1’e indirgenmesi mümkündür.” Bu hususta söz konusu kanı havada kalan bir açıklama gibi hissedilse de filmin son sahnelerinde Simon Marwan karakteri kardeşine şu soruyu sorar: “1+1=1 eder mi?” Buna onlarca farklı cevap verilebilir. Nitekim Jean-Luc Godard’ın da şöyle bir sözü vardır: “ One plus one isn’t two, one plus one is one plus one.” veya Nostalghia filminin unutulmaz repliğinde olduğu gibi: “Bir damla bir damla daha iki damla etmez. Daha büyük bir damla eder.” gibi onlarca örnek, bu duruma bir nevi kılıf vaziyeti görebilir. Lakin söylenenler gerçeği değiştirmeyecektir.

Filmi metaforik bir cümleyle özetlemek gerekirse söylenecek tek şey şu olabilir: Sevgi, insanı amacı için ayakta tutar. Nefret köreltir. Cehalet ise istemeden bile olsa ektiği nifak tohumunun hasatını topraktan aldırtmaz.”