• Love, Spells and All That

    Love, Spells and All That

    Ece Dizdar ve Selen Uçer’in şahane performans sergiledikleri bir film olmuş. Türkiye’de pek fazla LGBT filmi olmadığını düşününce başarılı bir giriş olduğunu söyleyebiliriz. Filmde maruz kalınan toplumsal dışlanma ve homofobi bir noktaya kadar neredeyse hiç gösterilmiyor yaşananlar sadece ana karakterlerin duygularıyla sezdiriliyor. böylesine büyük bir travmayı salt dram ile göstermektense daha yumuşak geçişli hatta genel atmosferiyle keyif veren bir film yaratmayı tercih ettiklerini gözlemleyebiliriz. Bu yönüyle de ana akım sinemadan başarılı bir şekilde ayrıldığını söyleyebiliriz. Özetle Keyif veren bir aşk filmiydi. Son olarak filmde kamera kullanımı gibi bazı teknik hatalar fark edilse de başarılı performanslar ve tatlı hikaye sayesinde rahatsız edici bir his yaratmadığını söylemeliyim.

  • There Is No Evil

    There Is No Evil

    İnsanlar her zaman mevcut kötü koşullardan kilometrelerce uzakta hissederler ve sıkıntıları başkalarına atfederler. Belki de şeytanın kötülüğün sembolü olarak varlığının gerekliliği bu kendini rahatlatma hissidir.

  • Another Round

    Another Round

    Filmde alkol tüketim kültürünü eleştirmek hedeflenirken bu kadar çok alkol alma isteği uyandırması ironik :D filmin son sahnesinde hayatımın bir kısmını geçirmeyi ne çok isterdiiiim

  • You Know Him

    You Know Him

    Baygınlık geçirmeden filmin sonunu getirebilmek için çok direndim. Hikaye çok eski. Genel anlamda hiç sevmediğim bir film oldu.

  • Damnation

    Damnation

    “Kaderimin daha iyi olduğunu umut edecek cesaretim bile yok. Tek yaptığım tiksinerek, korkaklığıma özürler bulmak."

  • The Mine

    The Mine

    ★★★★★

    Hakettiği değeri bulamayan bir film olduğunu düşünüyorum. Gerçeği insanların yüzüne tokat gibi çarpan bir film. Filmin cesaretinden etkilenmemek mümkün değil.
    1) Yapım aşamasında da cesur detayların olduğunu söylemek isterim. Tarık akan jön olmayı bırakıp politik filmler çekmeye başladıktan sonra sinema camiasında kendisine bir ambargo konuyor ve bu film ile Cüneyt arkının ona arka çıktığını söyleyebiliriz. Film teklifini Cüneyt arkına götürüyor Tarık akan ve diyor ki “ Afişte senin resmin önde ve adın büyük olacak”. Cüneyt Arkın böyle bir şeyi kabul…

  • The Confession

    The Confession

    Rahmi Çakmak’ın “İtiraf’ta ihaneti anlatıyorsunuz değil mi?” sorusu üzerine Zeki Demirkubuz şöyle cevap veriyor:
    İtiraf, kötü bildiğimiz, başımıza gelmesinden büyük korku ve titizlikle kaçtığımız şeylerin, yani kötülüğün, aslında bugünkü insanlığın anladığı bir biçimde kötü bir şey olmadığını, kendini arayan, kim olduğunu anlamak isteyen insan için belki de en önemli yol, bizi gerçek bir insan olmaya götürecek en gerçek yol olduğunu iddia eden bir film. İşte orada da ihanet üzerine şekilleniyor öykü. İhanet, reflekssel olarak bize yaşattığı durum açısından kötü bir…

  • The Wall

    The Wall

    ★★★★

    Filmde cezaevinde yaşananların dışında resmi ideolojiye de çok büyük bir eleştiri var. Resmi ideolojiye ait sembol ve değerlerin cezaevinde baskı aracı olarak kullanıldığını gösteren yönetmen, bununla bağlantılı olarak bazı noktalarda ulusal bayrak, önder, marş gibi kavramlara ve bunların kullanılmasına metaforik bir eleştiri getiriyor. Bunu en açık olarak görebileceğimiz yer 68.dk.daki Tuncel Kurtiz’in repliği.